MeslekForum Mesleki Gelişim Forumu

Go Back   MeslekForum Mesleki Gelişim Forumu > Eğitim - Öğretim / Kişisel Gelişim / Kariyer > Mesleki Gelişim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-11-2010, 23:39   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart Mesleki Gelişim

Etkin Problem Çözmek ve Proje Geliştirmek
Bir ortamdan veya durumdan, daha çok tercih edilen bir başka duruma geçilmesi
esnasında karşılaşılan engeller ya da zorluklara problem denir. Problem kavramı,
iyileştirilmesi gerektiği düşünülen somut veya soyut tüm kavramlar için geçerlidir. Problem
çözme ise; var olan engelleri aşmak suretiyle bir durumdan, olması istenilen başka bir
duruma geçmek için kullanılan sürecin adıdır.
Problemler son derece farklı ve sayısız olduğundan, problem çözme süreci de net
olarak sınıflandırılamayacak kadar geniş bir süreçtir. Bu sebeple problem çözme süreci ana
hatlarıyla dört kategoriye ayrılabilir.
􀂾 Sorunu Tanımlama: Bir problemin çözümü, öncelikle problemin varlığıyla
mümkündür. Nasıl ki kimse sorulmamış soruları cevaplayamazsa, yine hiç
kimse de belirlenmemiş problemleri çözemez. Öncelikle problemin anlaşılması
ve en net biçimiyle ortaya konulması gerekir.
Bir problemin belirlenmesinin yolu, istenen durumu ortaya koymak, istenen durumu
etkileyen olumsuzlukları tanımlamakla mümkündür.
􀂾 Muhtemel Çözümler Geliştirme: Bu noktada yapılması gereken sorunun tüm
yönlerini değerlendirebilmek ve ona uygun tutum ve davranışlar
geliştirebilmektir. En uygun çözümler, güçlü tanımlamalar ortaya koymakla
elde edilir. Bu aşamada ne kadar çok düşünce ortaya atılır ve üzerinde
tartışılırsa, en doğru çözüme o oranda yaklaşılır.

􀂾 Çözümleri Değerlendirme: Belirlenen çözüm alternatiflerinin muhtemel
sonuçları karşılaştırılarak, her biri dikkatlice değerlendirilmeli ve en uygun olan
seçilmelidir. Bunun için istenen sonucun çok iyi belirlenmesi, çözümlerin
istenen sonuca göre değerlendirilmesi, çözüm yolunun getirebileceği risklerin
gözden geçirilmesi gerekir.
􀂾 Belirlenen Çözümün Uygulamaya Konulması: Çözümün uygulanmasında
planlama ve ihtiyaç duyulacak kaynakların temini gerekir. İstenilen sonuca
ulaşmak için yapılacak planda beklenmedik durumlar için alınacak tedbirler de
yer almalıdır.
􀂾 Çözüme başlandığı anda, elde edilenlerin ulaşılmak istenen sonuç açısından
değerlendirilmesi ve oluşabilecek sapmaların düzeltilmesi gerekir. Çözüm
tamamen uygulandığında ise sonuca ulaşılıp ulaşılmadığı ölçülmelidir.
Bir problemin çözüme varmaması çeşitli sebeplere dayanabilir. Bu sebepler şöyle
sıralanabilir:
􀂾 Metotlu çalışmamak
􀂾 Yeterli istek ve kararlılığa sahip olmamak
􀂾 Yetersiz bilgi
􀂾 Sorunu yanlış tanımlamak
􀂾 Gerekli teknik ve yeteneklere sahip olmamak
􀂾 Çözümü etkili bir biçimde uygulamaya koymamak
􀂾 Sorunu farklı açılardan görmemek
􀂾 Kendinizi iyi ifade edememek
􀂾 Başaramama korkusu
􀂾 Risk almamak
􀂾 Esnek düşünememek vb,
Proje geliştirmek de bir anlamda problem çözmektir. Proje daha iyi bir durum
oluşturmak için ortaya atılan planlı ve organize görüşler bütünüdür. Bu nedenle proje
geliştirilirken yapılması gereken işler, problem çözümü aşamasında yapılması gereken işlerle
benzerlik arz eder.
İyi bir proje için; varılmak istenen amacın belirlenmesi, engeller ve fırsatların
değerlendirilmesi, uygun yöntemlerin belirlenmesi gerekir. Ancak proje geliştirme, daha
fazla yaratıcılık ve ince noktaları görebilme yetisi ister. Bu anlamda sahip olunması gereken
nitelik, yaratıcı düşünce oluşturabilmektir. Yaratıcı düşünme, tecrübe ve bilgileri sıra dışı
şekillerde harmanlamayı, algılamayı, zihinsel bağlantı kurabilmeyi gerektirir.

HAYAL GÜCÜ GERÇEKTEN KAÇMAK İÇİN DEĞİL,
GERÇEĞİ YARATMAK İÇİN KULLANILMALIDIR.


Yeni fikirler ve projeler üretebilmek için aşağıdaki önerilerden faydalanılabilir:

􀂾 Düşünce Üretimi Rahatlığı: Hayal gücüne yönelik eğlenceli bir egzersiz olarak
düşünülebilir. Yapılması gereken kısa bir zaman dilimi içerisinde, amaca
yönelik akla gelebilecek tüm düşünce ve çağrıştırdığı kelimeleri yazmaktır. Ne
kadar çok kelime ya da düşünce not edilirse o kadar alternatif yakalama olanağı
ortaya çıkar.
􀂾 Serbest İlişkilendirme: Proje ile ilgili her hangi bir sembol, resim ya da
çağrıştırıcıyı ele alıp onunla ilişkili cümleler kurulabilir ve kurulan bu cümleleri
tamamlayan bağlı yeni cümleler oluşturularak düşünme gücü geliştirilebilir.
􀂾 Tartışma: Oluşturmak istediğiniz yapının veya projenin başkalarıyla
konuşulması yeni fikirler edinmeyi kolaylaştırır.
􀂾 Hayal Kurma: Pek önemsenmese de yaratıcılığın en önemli kaynağıdır. Hayal
kurma, alışılmış kalıpların dışına çıkmayı, eylem gerektirmediği için sınırsız
alternatifi gözden geçirebilmeyi, sadece size ait olacağı için orjinalliği,
potansiyel engelleri fark edebilmeyi kolaylaştırır.

􀂾 Benzetme: Daha önce tecrübe edilmiş yaşantılardan faydalanılarak yeni düşüncelerin oluşumuna fırsat verilebilir.


Resim 2.1: Oluşturulmş verilerden faydalanılmalıdır

Çevreyi gözlemleme ve ortam değiştirerek yeni objeleri değerlendirmek de yaratıcılık için bir fırsat oluşturabilir.


Resim 2 2: Çevreyi gözlemle ve değişik açilardan gör

İletişim, Sunum ve İkna Becerilerini Geliştirmek
İletişim


İletişim, kişinin kendisi ve çevresiyle oluşturduğu sözlü ya da sözsüz anlama,
anlatma, algılama, yorumlama ve aktarma sürecidir. Çevrede yaşanan herhangi bir olay, gözlemlenen bir cisim, hissedilen bir duygu, kişinin kendisiyle ve çevresiyle oluşturduğu bir iletişimdir. Görüleceği üzere iletişimin alanı son derece kapsamlı ve bireyin dünyasında etkisi oldukça büyüktür. Bu
nedenle iletişim, bireyin dünyasında oluşturduğu algılama ve ifade etme düzeyidir diyebiliriz. Yani iletişim, kişinin hayatına denk düşen bir kavramdır.


Resim 2.3: Anlamak dinlemekle başlar


Resim 2.4: Daha fazla kişiyle anlaşabilmek
daha yüksek iletişim kalitesi demektir

Yüksek iletişim kalitesi, yüksek hayat kalitesi olarak yorumlanabilir. İletişim kalitesini yükseltmekse, daha fazla kişiyi anlamak ve daha fazla kişiyle anlaşabilmekle mümkündür. İnsanlar arasındaki etkili iletişimin anahtarı, önce anlamaya çalışmak, sonra anlaşılmaya çalışmaktır.

İnsanın uyku dışında hemen her an gerçekleştirdiği bir etkinlik olan iletişimin
geliştirilmesinin temel noktası, karşınızdaki kişiyi dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. Bu da
ancak karşımızdaki kişiye değer vermek ve anlamaya çalışırken kendimizi onun yerine
koyabilmekle mümkündür. Oysa iletişimlerimizin büyük çoğunluğu, karşımızdakini
anlamaktan önce kendimizi anlatabilmek düzeyinde gerçekleşir. Amaç genelde yanıt
vermek, kontrol etmek ya da yönlendirmektir. Olması gerekense anlamak niyetiyle
dinlemek, karışınızdaki kişiyi hissetme çabası içinde olmaktır. Anlamak için dinlemek,
karşınızdaki kişinin kafasındaki ve ruhundakiyle ilgilenmek demektir. Anlaşılmak,
onaylanmak, değer verilmek ve takdir edilmenin bir insan için ne kadar önemli olduğu
düşünülürse, insanın karşısındaki kişiyi samimiyetle dinleme çabasının bile ilişkiler
açısından olumu yapıcılığı görülebilir. İçtenlikle anlama çabası, başlı başına güzel bir
iletişim atmosferi oluşturmaya yetecektir.
Dinlemeden anlamaya çalışmak, hastalığa teşhis koymadan ilaç önermeye benzer.
İlaçlar, ancak ilgili oldukları hastalık durumlarında fayda sağlayabilir. Hastalık
belirlenmemişse, yazılacak ilacın işe yarama ihtimali son derece düşüktür. Anlamadan
iletişim kurmaya çalışmaksa, kalp hastasına gözlük reçetesi yazmak kadar tuhaf bir
durumdur.
Anlaşılma çabası, anlatmayı ve dolayısıyla dil kabiliyetini gerektirir. Dil, insanların
dünyayı anlamasını sağlayan, bireyin kendisiyle ve çevresiyle iletişim kurmakta kullandığı
semboller ve sesler bütünüdür. Dili etkin kullanmak, bireyin başkalarını anlamasını ve
istediğini anlatabilmesini kolaylaştıracaktır. Etkin bir dil kabiliyetini geliştirmenin en kesin
yöntemi ise yetkin bir okuma becerisini kazanmaktır.
Kişinin bir duygu veya düşünceyi aktarırken kullandığı beden dili, karşı tarafın
farkında olmadan algılayabildiği daha ciddi bir iletişim unsurudur. Yapılan incelemeler
beden dilinin iletişimde yaklaşık %58 oranında etkin olduğunu, ses tonunun %38 ve seçilen
kelimelerin de %07 oranında etkili olduğunu göstermektedir. Beden dili, kendimizi ifade
ederken ya da bir kişiyi anlamaya çalışırken bizi daha net sonuçlara ulaştırabilecek bir
araçtır. Burada beden dili üzerinde yeterince ayrıntıya giremesekte, bir fikir vermesi
açısından beden dilinin gözlerle ilgili birkaç verisini ele alabildik.

kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-11-2010, 23:44   #2 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart

İnsanların iletişim esnasında bakışları kişi hakkında ip uçları verir. Bu bakışlar çok
kısa süre içerisinde belirip kayboldukları için göz hareketlerinin dikkatle takip edilmesi
gerekmektedir.
Bakışların taşıdığı ifadeler aşağıda sıralanmıştır:
�� Sol üst tarafa bakıyorsa, görsel hatırlama ile ilgilidir. Daha önceden var olan bir
nesne, kişi, olay ya da durumun görsel olarak zihinde canlandırılması yoluyla
hatırlanmaya çalışıldığını gösterir.
�� Sağ üst tarafa bakıyorsa, görsel tasarlamak ile ilgilidir. Daha önceden
görülmemiş kişiler, nesneler, yaşanmamış olaylar ve durumlar ya da görülmüş
ama içeriği değiştirilmek istenen tecrübeler oluşturulmaya çalışılırken sağ üst
tarafa bakılmaktadır. Kişinin yalan söyleme çabası içinde olduğununda bir
göstergesidir.
�� Sol yana bakılıyorsa, işitsel hatırlamak ile ilgilidir. Önceden duyulmuş,
yaşanmış tecrübelere ait sesler hatırlanmaya çalışılmaktadır.
�� Sağ yana bakılıyorsa, işitsel tasarlamakla ilgilidir. Önceden hiç duyulmamış
sesler, kelimeler organize edilmeye çalışıldığında ya da yaşanmış işitsel
tecrübeyi farklılaştırmaya çalışılırken gözler sağ kulak hizasına kayar.
�� Sol alt tarafa bakılıyorsa, içsel diyalogla ilgilidir. İç konuşmalar yaptığında bu
yöne bakmaktadır.
�� Sağ alt tarafa bakılıyorsa, hissetmek, tekrar yaşamakla alakalıdır. Bir duyguyu
hissetmeye çalışırken, dokunuşları ya da yaşanmış bir durumu yeniden,
içindeymiş gibi canlandırmaya çalışılırken bu yöne bakılır.
Bu konuda daha detaylı bilgi edinilmesi, bu amaçla yazılmış kitapların okunması
faydalı olacaktır.
İletişimde takınılan bazı tavırlar olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Bunları şöyle
sıralayabiliriz:
�� Karşılaşılan durum, olay ya da diyalogların yalnızca bir yönüyle ilgilenmek,
diğer yönlerini kaçırmak,
�� Karşınızdaki kişiyi hep yanlış şekilde değerlendirmek gördüğünüz bir
olumsuzluk karşısında olumlu söz ve davranışları algılayamamak,
�� Çabucak genellemelere varmak, detayıyla dinlemeden hüküm sahibi olmak,
�� Herkesi kolayca anlayıp çözebileceğini düşünmek,
�� Düşüncelerinizin kesin doğru olduğuna inanmak ve düşüncelerinizden taviz
vermemek,
�� Ön yargılı davranıp iletişime fırsat vermemek,
�� Her zaman doğru olduğunuzun onaylanmasını beklemek,
Genel anlamda iletişimi kolaylaştıracak ve verimli bir düzeye taşıyacak bazı tutumlar
ise şöyledir:
�� Kendini başkalarına ifade etmeden önce düşüncelerini bir gözden geçir.
�� Önceliği dinlemeye ve anlamaya ver. İnsanların seni dinlemediklerinde ne kadar
rahatsız olduğunu hatırla ve dinlemenin önemini aklından çıkarma.
�� Sana söylenenleri doğru anlayıp anlamadığını kontrol etmek için sana
söylenenleri karşındakine kısaca tekrar et.
�� Konuşmaya ilk önce olumlu ifadeler içeren cümlelerle başla.
�� Karşıdakinden açıklamalar bekliyorsan soruyu detaylı, eğer net bir şey
istiyorsan cevabı evet, hayırlı olacak şekilde sor.
�� Şikâyetlerini eleştirilerini, ricalara ya da taleplere çevirerek anlatmaya çalış.
�� Karşındakine yeri geldiğinde teşekkür etmeyi unutma.
Sunum
Başarılı bir sunum, iyi bir hazırlık ve planlamayı gerektirir. Bunun için ilk yapılacak
iş, konunun belirlenmesidir. Konu belirlendikten sonra, kişinin konuya hakimiyeti oranında
bir hazırlık süreci gerekir. Sunum yapacak kişi, bu sunum içerisinde çok fazla şey anlatmayı
değil, önemli olan noktaları aktarabilmeyi amaç edinmelidir. Sunumda başarı, amacın en iyi
şekilde ortaya konmasıyla sağlanabilir.
Bir sunum planlanırken, öncelikle sunumun kime veya kimlere yapılacağı dikkate
alınmalıdır. Sunumun yapılacağı kişiler, sizin sunumunuzun içeriğini belirleyecektir. Çünkü
sunumun esas amacı, hedef kitleye ulaşabilmektir. Bunun için, o kişilerin düzey ve
beklentileri mutlaka belirlenmelidir. Dinleyicilerin sizin sunumunuzdan elde etmelerini
beklediğiniz tutum ve davranışları ancak bu yolla belirleyebilirsiniz. Çalışılan bir şirkette
müdürler için yapılacak bir sunumla, sınıf arkadaşlarınıza yapacağınız sunum arasında konu
aynı olsa da planlama, tarz ve içerik açısından farklılıklar olacaktır.
Bu amaçla hitap edilen kişilerin düzeyini ve onlara konuşma boyunca hangi bilgi,
duygu, düşünce vb. kavramları aktarmak istediğinizi belirlemelisiniz. Belirlenen konunun
içeriği bu soruların cevaplanmasıyla oluşturulabilir.
Bir sunum planlanırken, hedef kitlenin konu hakkında önceden ne bildiklerini ve
sizden ne beklediklerini de tahmin edebilmek gerekir. Bu tahmin çabası, aynı zamanda ortak
noktaların da gözden geçirilmesine olanak verecektir. Bu da iyi bir sunum için gerekli olan
ortak paydaları belirleyebilmenizi sağlayacaktır.
Bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra sunuma neyi dahil edip neyi dahil
etmeyeceğinize karar vermeniz gerekir. Sunumun içeriği hazırlanırken aşağıdaki soruların
cevaplanması faydalı olacaktır.
�� Hedef kitlenin sizin anlatmak istediğiniz temel noktayı anlamaları ve
hatırlamaları için gerekli olan bilgiler nelerdir?
�� Hangi bilgiler, temel noktayı anlama ve hatırlamalarında yardımcı olabilir?
�� Sizin hoşlandığınız ve onların da öğrenmekten hoşlanacakları bilgiler nelerdir?
Sunumunuzun başarısı için, dinleyicilerin dikkatini çekecek, görsel verilerden de
faydalanılmalıdır. Ancak görsel unsurları seçerken; tamamen yazıdan oluşmamasına,
okunamayacak ya da anlaşılamayacak kadar küçük ve sıkışık yazıların bulunmamasına, fazla
detay içermemesine özen gösterilmelidir.
Sunum metni ve görsel destekleyiciler hazırlandıktan sonra, konuşmanız esnasında
bakacağınız çalışma notları hazırlamalısınız. Bir sunumun tamamen metinden okunması
doğru değildir. Okumak yerine hatırlatıcı notlar düzenlenerek sunum yapılmalıdır.
Hazırlanacak notlar; kolay okunmalı, her an elinizin altında olacak ve size sunumun bir
sonraki adımını gösterecek titizlikte olmalıdır.
İyi bir sunum için yapılması gerekenler şöyle özetlersek:
�� Konunuzu ve amacınızı belirleyin,
�� Dinleyicilerinizi tanımaya çalışın,
�� Onların beklentilerini tahmin etmeye çalışın,
�� Ortak paydaları belirleyin,
�� Temel noktaları tanımlayın,
�� Görsel desteklerinizi hazırlayın,
�� Faydalanabileceğiniz etkili notlar tutun,
İyi bir hazırlık, iyi bir sunum için güven verecektir. Yaptığınız hazırlıkların amacınıza
uygunluğunu görmek ve konuşma esnasında daha rahat olmak için konuşmanın önceden
provasının yapılmasında fayda vardır.
Konuşma denemenizi yüksek sesle, görsel desteklerinizi kullanarak ve zamanı kontrol
ederek yapınız.
Bir sunum yaparken heyecanlanmak, son derece normaldir. Eğer sunum esnasında
heyecan hissedilirse, yavaş konuşmak ve hareket etmek yatıştırıcı olabilir. Konuşma
esnasında dik durmaya, yüzünüzün insanlara dönük olmasına, gülümsemeye dikkat ediniz.
Sunumunuz esnasında sorular sorarak ya da soru alarak, mesajınızın ulaşıp
ulaşmadığını denetleyebilirsiniz. Sorulan her soruya olumlu bir tavır takının ve her soruyu
yeni bir bilgi dağarcığı olarak düşünün.
Sunumun sonunda kısa bir özet yapınız ve dinleyicilere teşekkür ediniz.
İkna Becerileri
Başarılı bir sunum, başarılı bir ikna becerisidir. İnsanları ikna edebilmek içinde etkili
sunum yöntemlerine dikkat edilmelidir. Konuşulacak konunun ya da söylenecek sözün
niteliğine göre benzer hazırlıklar yapılabilir ve aynı yöntemler denenebilir. Ikna çabası
gerektiren konular, bazen sunumlar kadar ayrıntı ve detay gerektirirken, bazen de bu kadar
ayrıntıyı gerektirmeyebilir. Bu gibi durumlarda anlatım daha kısa ve öz olmalıdır. Sonuç,
daha çabuk elde edilmeye çalışılmalıdır. Fakat her ikna çabasının, hatta birisini ikna etmek
için kurulacak tek bir cümlenin bile, aslında bir sunum olduğu unutulmamalıdır. Bu noktada
sunum için gerekli olan temel unsurlar dikkate alınmalıdır. Ne elde edilmek istendiği, hedef
kitlenin beklentisi, düşünceyi en net ve kalıcı biçimde aktarmanın yolları önceden

sorgulanmalı ve yukarıda anlatılan unsurlar dikkate alınmalıdır. Bu amaçla yukarıdaki bölüm
tekrar okunarak ikna etme becerisi açısından bir kez daha değerlendirilebilir.
Zamanı Verimli Kullanmak
Zaman denilen kavram insan hayatının ta kendisidir. İnsan hayatında, insan
hayatından daha değerli bir şey olamayacağına göre, harcanan şey zaman denilen bağımsız
ve soyut bir kavram değil bizzat insanın kendisidir. Boşa geçirilen her dakikada harcanan
insanın bizzat kendisidir.

SADECE ŞİMDİ VARDIR SONRA ASLA GELMEZ.

Kişiye verilen ömrün yalnızca bir kerelik bir fırsat olduğu ve çabucak akıp gittiği düşünülürse, yapılabilecek en ciddi israfın zaman israfı olduğu kaçınılmazdır. Şu halde yapılması gereken ilk iş, zamanın
değerini bu ciddiyetle algılayabilmektir.

Kişinin birisini yok yere öldürmesi, normal insanların kabul edemeyeceği bir
gerçekliktir. Peki ya kişinin kendi zamanını yok yere harcaması? Boşa geçen ve yeterince
değer verilmeyen zaman, yok edilen insan ömrüdür. Bunu gerçekten algılayabilen bireylerin,
zamanını daha iyi kullanmaktan başka akıllıca bir seçenekleri yoktur.
Zamanı geri döndüremez, biriktiremez, ödünç alamazsınız. Zaman, çok değerli bir
kavram olmasına rağmen, kıt bulunan bir kaynaktır.
Zaman yönetimi ise zamanın en verimli şekilde kullanılması demektir. Zamanlarını iyi
değerlendiremeyen insanlar, ilk olarak onun önemini kavramalıdır. Ardından zamanın kişiyi
yöneten değil, kişinin kontrolünde olan bir kavram olduğunu algılamaları gerekmektedir.
Hayatta başarıya ulaşmak isteyen kişi, ne kadar az zamanının olduğunu düşünebilmelidir.
Zamanı doğru ve etkin kullanmanın ilk adımı, kişinin mutlak anlamda hedeflerini
belirlemesinden geçer. Bu hedefler, hem hayatın tamamını yönlendirebilecek ve hayat
beklentisi olarak düşünülebilecek temel hedefler, hem de durumlara bağlı olarak yapılması
gereken diğer ara hedefler olabilir.
Verimli bir hayat, ancak ne için kullanılacağı belirlenmiş ve bu hedefe yönlendirilmiş
hayattır. Bu sebeple yapılması gereken ilk iş, temel hedefler üzerinde düşünmek ve onları
biçimlendirmektir. Zamanı verimli kullanmak; meşgul görünmek değil, zamanı amaçlarımızı
gerçekleştirmeye yönelik faaliyetler yaparak değerlendirmektir.
Zamanın verimli kullanılması için şu noktalara dikkat edilmelidir:
�� Önceliklerin belirlenmesi,
�� İyi bir planlamanın yapılması,
�� Hayır diyebilmek,
�� Olumlu ve geliştirilmesi gereken yönlerin saptanması,
�� Çalışma ve yaşam ortamlarının düzene sokulması,
�� Zaman hırsızlarının belirlenmesi ve önlenmesi,
�� Kararların hızlı verilmesi,
�� İşlerin bir kısmının devredilebilmesi vb.
Tüm bu ilkelerin, hayatta birer alışkanlık haline getirilmesi gerekir. Böylece zaman
yönetimi için ayrıca bir gayret sarf etmeye gerek kalmayacaktır.
Zaman yönetimi için uygulanacak en önemli yollardan biri, boşa harcanan süreyi
azaltmaktır. Tabi bunun için ilk önce yukarıda da bahsedildiği gibi zamanın boşa
harcanmasına sebep olan unsurların tespit edilmesi gerekir. İşte zamanımızı çalan bazı
unsurlar:
�� İşleri Ertelemek: Erteleme davranışı, zamanı planlama ve başarı karşısındaki
en büyük engellerden biridir. Ertelenen her iş, bir diğerini engeller.
�� Kendine Güvensizlik ve Yüksek Kaygı: Bazen bireyler, kendi
performanslarından şüphe edebilirler ya da yaptıkları işin yeterliliğinden emin
olamayabilirler. Bu durum çok yoğun duygularla yaşanıyorsa, zamanı planlama
da engelleyici bir etken durumuna gelir.
�� Plansızlık: Belirlenen amaçlar doğrultusunda, yapılacak işlerin bir plan
dahilinde yürütülmesi gerekir. Bu planlar uzun dönemli ve kısa dönemli planlar
olabilir. Ama plansızlık zaman kaybının temel sebeplerindendir.
�� Hayır Diyememek: Zamanı verimli kullanmak için bazen çevredeki kişilere
“hayır demek” gerekmektedir. Yapılan birçok plan bazen karşısındakine
“hayır” denilemediği için aksamaktadır.
�� Gereksiz Mükemmeliyetçilik: “Mükemmel” bir zaman planlayıcısı olmak gibi
bir hedefe sahip olmak, kısa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşamaya ve
vazgeçmeye neden olur. Hedefleri belirlerken esnek olmak ve olası aksilikleri
göz önünde bulundurmak önemlidir.
�� Kararsızlık: Başarmak istenilen tüm işlerde olduğu gibi, verimli zaman
kullanımında da, belirgin bir amaç olmalıdır. Amaç belirlerken, neler
yapılacağına karar vermek ve bu yapılacakların önem derecesini belirlemek
gereklidir.
Zamanı verimli bir şekilde kullanmak için, zamanın hangi işler için daha fazla, hangi
işler için daha az kullanılacağı belirlenmelidir. Yapılması planlanan işler arasında, öncelikler
sıralaması yapılmalıdır. Birçok kişi bu öncelikleri belirleyemediği için gereksiz bir sürü
şeyle uğraşarak zamanını boşa harcamaktadır. Önceliklerinizi belirledikten sonra onları
uygulamaya koymak için mücadele etmek gerekebilir; çünkü birçok etken bu önceliklerin
önüne geçmek isteyecektir.
Zaman, yeryüzündeki her türlü girişimde rolü olan başlıca etkenlerden biri ve eşsiz bir
kaynaktır. Herkes, her gün eşit zamana sahiptir. Zaman biriktirilemez, başlatılıp
durdurulamaz ve geçen zamanın yerini hiçbir şey dolduramaz.
Zamanı verimli kullanmak, amaçların, sorumlulukların, zevklerin ve sosyal yaşamın
bir arada yürütülebilecek şekilde planlanmasıdır.
Zamanı verimli kullanmaya başlamak kararlılığı gerektiren bir değişim sürecidir. Bu
süreçte bazı engeller ortaya çıkabilmektedir.
Zamanı planlarken, bazen işlerin planlandığı gibi gitmeyeceğini, planlanmayan
durumların da ortaya çıkabileceğini göz önünde bulundurmak önemlidir.
Zamanı planlarken, hem zorunlu hem de zevk veren etkinliklere zaman ayırmaya
dikkat edilmelidir.
Belirli sürelerle, yapılan planların, ne kadarının işlediği, ne kadarının aksadığı, planın
aksamasına nelerin neden olduğunu değerlendirmek, bireyin kendisine daha uygun zaman
planlaması yapmasını sağlayacaktır.
Strese Karşı Dayanıklı Olmak
Stres, kişinin kendini gergin, huzursuz ve kaygılı hissetme durumudur. Stres
yaratabilecek durumlar, kişinin kendisinden ya da dışarıdan kaynaklanan etkenlerden
oluşabilir. Herhangi bir kişi için stres etkeni olabilen bir durum başkası için stres nedeni
olmayabilir. Bazı stres durumları, bireyin çocukluk ya da ergenlik döneminde yaşadığı
sorunlarla bağlantılı olabilir. Herkesin olaylar karşısında hissettiği sıkıntı düzeyi başkalarına
göre farklılık gösterir.
Bu nedenle stresle başa çıkma yöntemleri de bireylere ve stresin düzeyine göre
değişir.

GERÇEK GÜÇLÜKLER YENİLEBİLİR. BAŞA ÇIKILAMAYANLAR HAYALİMİZDE YARATTIKLARIMIZDIR.

Kendiniz için stres nedeni olabilecek unsurları belirleyebilmek için aşağıdaki
uygulamayı yapmaya çalışınız. Cevaplarınızı bir kağıda yazınız ve üzerinde düşününüz.
�� Kendi hayatınızdaki stresli durumların neler olduğunu ya da olabileceğini
düşünüp sırasıyla yazın.
�� Kendinizi kaygılı ve sıkıntılı hissettiğiniz durumları bir gözden geçirin. Bu
durumlarda, ne tür düşünceler aklınızdan geçerdi ve bedeninizde o sırada ne
gibi değişiklikler olurdu hatırlamaya çalışın.

�� Kimler hangi durumlarda, hangi olaylarda, sizin stres yaşamanıza neden oluyor?
Bunları not edin.
�� Saydığınız durumların yarattığı stresi, nasıl azaltmaya çalıştığınızı düşünün. İşe
yarayan ve yaramayanları fark etmeye çalışın. Defalarca denediğiniz halde
istediğiniz sonucu vermeyen yöntemlerden vazgeçin.
�� Kendi kendinize yaptığınız her olumsuz yakıştırmayı gözden geçirerek, ne
kadar size uygun düştüklerini değerlendirin.
Kişinin kendine özgü stres durumlarının yanı sıra, genelde görülebilecek stres
durumları için yapılması gereken kimi davranışlar vardır. Örneğin, öğrencilik döneminde
karşımıza çıkacak ve sorun oluşturabilecek noktalardan birisi derslerdeki başarısızlık
durumudur. Derslerde daha başarılı olmak ve başarısızlığın getireceği sıkıntılardan
kurtulabilmek için şu tavsiyelere uymak faydalı olacaktır.
�� Düzenli çalışarak, ders verilmeden önce belli bir süre konu ile ilgili altyapı
çalışması yapmanız, dersi daha iyi izlemenizi sağlayacaktır. Sınavdan hemen
önce çalışmak, hem stresinizi artıracak, hem de çabuk unutmanıza ya da
karıştırmanıza yol açacaktır. Her zaman bir maraton koşucusu olduğunuzu
düşünüp belli bir tempoda; ama devamlı çalışmanız gerekir.
�� Öğrenme için tekrar temeldir. Çok kullandığınız bilgiler kalıcı belleğinize
yerleşir ve istediğinizde çağrılması da çok daha kolay olur. Bunun için
çalıştığınız konunun kısa özetlerini çıkarıp arada sırada onları gözden
geçirebilirsiniz.
�� Çalışma ortamınızı, çalışmak için uygun bir hale getirin. (Masanızın üzerine
sevdiklerinizin size verdiği ufak hediyeler, resimler koyabilir odanızı sıkça
havalandırılabilir, verdiğiniz aralarda uzanabileceğiniz bir yatak
bulundurulabilir. Ayrıca dinleyebileceğiniz bir müzik açabilir veya size güç ve
moral verecek özlü sözler yazabilirsiniz.)
�� Bir önceki akşamdan yapacaklarınızı programlayın ve ne kadarını
yapabildiğinizi ertesi akşam gözlemleyin. Bu şekilde programlı yaşama
alışkanlığı geliştirebilirsiniz. Uyamadığınız maddeleri gözden geçirip, ya bir
sonraki günün programına koyabilir ya da uygulama dışı bırakabilirsiniz.
Genel anlamda strese sebep olan temel duygu ümitsizliktir. Ümitsizlik ise en kötü
hastalıktır. Şu ana kadar gelip birtakım şeyler öğrenebilmişseniz daha çok şeyler
öğrenebileceksiniz demektir. Hayatta hiçbir şey için geç değildir. Kendinizi en
yukarıdakilerle karşılaştırıp kendinizi üzmeyin. Herkesin içinde bir cevher vardır. Onu ne
kadar işleyebilirseniz, o kadar önemli hale getirebilirsiniz.
Daima sizin de başkalarından farklı yetenek ve değerleriniz olduğunu düşünün; ancak
bu düşünceler içine girdiğinizde de gerçek dışı, ulaşılamaz şeyler düşlemeyin.


Resim 2.5: Çevrenizdeki güzellikleri görmeye çalışın

Başkasının göremediği hoş şeyleri görmeye çalışın. Çevrenizdeki kişi ve nesnelerin
göze, kulağa hoş gelen yönlerini görmeye çalışın. Bu hem sizi ruhen dinlendirecek, hem de
manevi olarak zenginleştirecektir.
Çevrenizdekilerle ve geçmişinizle dost olmaya çalışın. Etrafınızdakilerin size yardımcı
olmaya çalışan dostlardan oluştuğunu düşünün. Geçmişinizde yapamadıklarınızı ya da yanlış
yapmış olduğunuz şeyleri değil, başardığınız şeyleri aklınıza getirmeye çalışın.
Yanlış yapmaktan korkmayın, doğru ve daha güzel için uğraşmayı hedef edinin.
Çevrenizde ya da tarihteki olumlu bir şahsiyeti kendinize örnek alın. O kişinin ne
büyük zorluklar sonrası başarıya ulaştığını düşünün.


kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-11-2010, 23:48   #3 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart


Resim 2.6: Büyük insanları örnek alın

Spor yapmayı ihmal etmeyin. Bu hem geriliminizi azaltacak, hem de vücudunuzu
daha olumlu etkileyeceğinden kendi bedeninizi daha çok sevmenize yol açacaktır.
Sizi üzüp karamsarlığa sokacak şeyler yerine heyecanlandıracak, eğlendirecek ya da
azminizi körükleyecek şeyleri düşünmeye çalışın ve okumayı mutlaka alışkanlık haline
getirin.
Stresin tamamıyla kötü bir durum olmadığını unutmamak gerekir. Stres eğer zarar
vermeyecek bir düzeyde tutulabilirse, insanı motive edebilen bir unsur durumuna
dönüşebilir. Bazı işlerde ve olaylarda bir miktar tedirginlik, o olaylara daha çok özen
gösterilmesini sağlayabilir. Bu da kişinin daha gayretli ve başarılı bir tutum takınmasını
kolaylaştırabilir. Aşırı olmadıktan sonra streste insana olumlu katkıda bulunabilecek bir
duygudur.

Kişisel Motivasyonu Sağlamak
Motivasyon, bir ihtiyacı gidermek için gerekli davranışları başlatan, harekete geçmeyi
ve sürekliliği sağlayan kuvvettir. Sahip olunan bütün güdüler, bir ihtiyaçtan kaynaklanır.
Sürekli değişim gösterebilir ve hayatın her sürecinde vardır. Motivasyon, tüm bu ihtiyaçların
karşılanmasında kendini gösteren bir kuvvettir. Motivasyonun insanı yönlendirdiği durum
ödüllendirmedir. Ödüllendirme, en basit anlamda ihtiyaçların karşılanmasıdır.
Kişinin yöneldiği işlerde başarısı, o işe yönelik motivasyonunun bir sonucudur. Kişiyi
başarıya götüren, hedefine yönelik içinde oluşturabildiği güçlü arzudur. Bu nedenle başarı
motivasyonu, motivasyon ise doğru seçimleri gerektirir.

EN BAŞARILI SAVAŞÇI, HEDEFİNE KURŞUN GİBİ ODAKLANAN SIRADAN İNSANDIR.

Arzu edilmeyen-istenmeyen bir uğraşta, insan süreklilik gösteremez. Kendisine fayda
sağlamayacağını düşündüğü durumlar, kişiye mutluluk vermeyen çabalar sonuçsuz
kalacaktır. Bu nedenle motivasyonun ve başarının temel şartı, arzulanan hedeflerin var
olmasıdır. Hedefin büyüklüğü-küçüklüğü, zorluğu-kolaylığı, motivasyonda temel etken
değildir. Temel etken kişinin alacağı ödül, yani varılmak istenen hedefin sağlayacağı
doyumdur.
Motivasyon, gelişen bir süreçtir. Küçük ya da büyük kazanımlar, insanı yeni
kazanımlar için güdüler. Bu sebeple başarıda ille de büyük adımların atılması gerekmez.
Küçük işler de, kişiyi hedefe yönelten büyük motivasyonlara sebep olabilir. Bu nedenle
insan yapabileceği her olumlu iş veya davranışı küçümsemeden ve sahiplenerek
gerçekleştirmelidir. Küçük de olsa gelen başarı, bir sonraki başarının habercisidir.
Birlikte Çalıştığınız İş Arkadaşlarınızla Uyum Sağlamak
İş yeri, insanın bir gününün en az üçte birini geçirdiği ortamdır. Sadece bu açıdan
bakıldığında bile insan ömrünün büyük bir bölümünü kuşatan ve vaktini geçirdiği yerdir.
Dolayısıyla iş hayatındaki başarı ve mutluluk, aynı zamanda insan hayatının başarısı ve
mutluluğu anlamını taşır. Hele insan hayatının bir bütün olduğu düşünülürse, bu gerçeklik
daha kuvvetli bir biçimde kendisini gösterir. Çünkü insanın hayatındaki mutluluk ve başarı
onu bulunduğu tüm ortamlarda etkisi altında tutacaktır. Bu sebeple başarılı bir iş hayatı,
başarılı bir yaşam anlamına gelmektedir diyebiliriz.

İş hayatındaki başarı, bir yönüyle bireyin kendisine bağlıyken diğer yönü ile de
çalıştığı ortamlardaki kişilerle ilişkilerine bağlıdır. Kişinin iş hayatında kendisine bağlı olan
etkenler, kişinin en başta yaşam amacını iyi ortaya koyması ve bu amaca uygun bir işte
çalışıyor olmasını gerektirir. Kişinin yaşam amacı; kesinlikle kişinin gayret etmekten hiç
çekinmeyeceği ve hatta mutluluk duyacağı bir gaye olacağından, bu amaca hizmet eden
işlerde nihayetinde kişiye mutluluk verecektir. Yani kişinin en başta dikkat edeceği nokta,
mümkün olduğunca seveceği bir iş alanında çalışmasıdır. İnsan gerçekten severek çalışırsa
yaptığı işte başarısız olması oldukça zordur. Severek çalıştığında, yapacağı işler, harcayacağı
zaman insanı yormayacak, çalıştıkça başaracak ve başardıkça mutlu olacaktır.
İş yerinde başarı, kişinin çalıştığı insanlarla uyumuna ve bu insanlardan aldığı olumlu
etkilere bağlıdır. Kişinin birlikte çalıştığı iş arkadaşlarına ekip diyebiliriz.

Ekip; birbirini tamamlayıcı bilgi, beceri ve yeteneklere sahip, ortak bir amaç için bir araya gelmiş, konu ile ilgili ortak bir yaklaşım kullanan, ortak performans hedeflerini gerçekleştiren, kendilerini ortak
amaç ve hedeflere ulaşmakta sorumlu hisseden bireyler topluluğudur.

Kişi, kendisindeki özelliklerin ne kadarının ekip tanımının içinde yer alıp almadığını
düşünmelidir. Bu noktada şu unutulmamalıdır. İyi bir ekip, önce iyi bir bireyle başlar. O
halde kişinin önce kendisini ekip içerisinde, iyi bir birey olarak konumlandırması gerekir.
Bu sebeple kişinin kendisini ekip kavramının gerektirdiği değerleri taşıyıp
taşıyamadığı noktasında değerlendirmesi gerekir. Bu amaçla “ben ekibimi tamamlayıcı bilgi,
beceri ve yeteneklere sahip miyim?”, “Çalıştığım ekiple amaçlarım, uyumlu mu?”, “Ortak
bir yaklaşım ve ortak performans hedeflerini gerçekleştirmeye ne kadar uygunum?”, “Ekip
içindeki sorumluluklarımı yerine getirebiliyor muyum?”sorularını kendisine sormalıdır. Bu
noktada verdiği cevaplarda bir olumsuzluk varsa, bu olumsuzlukları mümkün olduğunca
ortadan kaldırmaya çalışmalıdır.
Bir ekip, arkadaşı en başta “arkadaş” olarak değerlendirilmelidir. İyi bir arkadaşlık,
tek taraflı olmaz. Takım arkadaşlarınızda olmasını istediğiniz niteliklerin, sizde de aynı
zamanda bulunması gerekir.

İyi bir arkadaş:
�� Arkadaşına ilgi gösterir,
�� İlişkileri korumak ve yaşatmak için çaba harcar,
�� Karşısındakini dinler,
�� İlişkileri olumlu yönde ele alır,
�� Başarı için yardımcı olur,
�� Başarısızlığın sorumluluğunu paylaşır,
�� Tek taraflı beklentiler içine girmez,
�� Yapıcı ve yönlendiricidir.
Bu gibi özellikler daha da artırılabilir. İşte kişi tüm bu ve benzeri olumlu tutumları
karşısındaki kişiden beklerken, kendisi de aynı olumlu tavırları sergilemelidir. Aksi takdirde
arkadaşlıktan söz etmek mümkün olmayacaktır.
Arkadaşlığı, iş yeri arkadaşlığı olarak düşündüğümüzde birlikte çalıştığımız insanların
tümüyle uyumlu olmaya özen göstermek gerekmektedir. Bunun içinse şu özelliklere sahip
olmaya çalışılmalıdır:
�� Takım üyelerine karşı saygılı,
�� Açık fikirli ve yapıcı,
�� Arkadaşlarının fikirlerine olumlu yönde bakan,
�� Görüşleri ile takım gücünü artıran,
�� Davranışlarını ayarlamasını ve gerektiğinde ön plana çıkmasını bilen,
�� Fikir birliğine ulaşmada başarılı,
�� Çalıştığı yere bağlı,
�� İşini seven,
�� Sadık,
�� İşine hâkim,
�� Sorumluluk sahibi,
�� İma etmeyen ifade eden,
�� Uyumlu,
�� Hiyerarşiyi atlamayan,
�� Sır tutabilen,
�� Özür dilemekten kaçınmayan,
�� Alçak gönüllü,
�� Hatalarından ders alabilen,
�� Dedikodudan uzak,
�� İş ahlakına aykırı davranmayan,
�� İş arkadaşları tarafından sevilen,
�� Kaliteye önem veren,
�� Yetenekli,
�� Çalışkan,
�� Genel kültür düzeyi yüksek,
�� Gruba uyumlu,
�� Aktif sosyal faaliyetlere açık,


kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-11-2010, 23:51   #4 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart

�� Söylediğiyle yaptığı uyumlu,
�� Kendini ifade edebilen,
�� Amaçlarına kendini adayabilen,
�� Çözüm bulucu, uzlaştırıcı,
�� Sistemli,
�� Değişime açık yenilikçi,
�� İnsanlara sevgi ve ilgi gösterebilen,
Yukarıda ifade edilmeye çalışılan özelliklerin tamamına sahip olmak güç görünebilir;
fakat eğer kişi basit ilkeleri kullanır ve onlara göre hareket ederse, bu çok fazla gibi görünen
özellikler, kolaylıkla ortaya çıkacaktır. Bu yolda size yardımcı olabilecek basit ilkeler:
�� Yaptığın işi sevmek,
�� Kendine yapılmasını istemediğin davranışı bir başkasına yapmamak,
�� Nasıl bir ortam ya da arkadaş bulmak istiyorsan, başkalarının da seni öyle
görmek istediklerini akıldan çıkarmamaktır.
Elbetteki hiç kimse; kötümser, sürekli aykırı, tembel, pasif, içe dönük, gündelik
yaşayan, sorumsuz, saygısız, iradesiz bir iş arkadaşıyla çalışmak istemez. Sorumluluk alan,
başlanan işi bitiren, mazeret üretmeyen, öğrenmeyi öğrenen, düzenli ve tertipli insanlarla
çalışmak ister.
Bu nedenle olabildiğince olumlu özellikler geliştirilmeli, kendi değerlerin kadar iş
arkadaşlarının değerleri ve beklentileri de önemsenmelidir.
Yaptığınız İşlerde Özgüven Sahibi Olmak
Özgüven, en basit anlamıyla kişinin kendisine inanmasıdır. Özgüven, kişinin yapacağı
işlerde ve varmak istediği hedeflerde kendisini dinamik tutan ve başarıyı yakalayacağına
olan inancıdır.
Özgüvenin hedefe varması, kesinlikle hedeflerin doğru ve tutarlı belirlenmesiyle
olanaklıdır. Kişi kendisini iyi tanımlayıp, varmak istediği hedefleri kendi yetenek ve
yapabilirliklerine uygun olarak seçmelidir. Yanlış hedef, yanlış inanç demektir ve inançsız
özgüven sadece bir yanılgıdır. Hedefleri seçerken kendi potansiyelinize uygun seçmeli; fakat
yapabileceğinizin en üst düzeyini arzulamalısınız. Hedef belirlendikten sonra, sizi
arzuladığınız noktaya özgüveniniz ulaştıracaktır. Özgüven dört temel unsurun varlığını ve bir
arada dengeli işleyişini gerektirir. Bu dört özellik; bilgi, tecrübe, kontrol ve inançtır.
Özgüvenin fazla ya da eksik olması, insanı amaçlarından uzaklaştırır ve kişiyi olumsuz
etkiler. Bu nedenle fayda sağlayacak bir özgüven, bu dört unsurun dengeli ve bir arada
tutulmasıyla elde edilebilir. Bu dört unsurun ateşleyici gücü ise inançtır.


Resim 2.7: Başarmak inanmaktır
Kişinin faydalı bir özgüvene ulaşabilmesi için şu noktalara dikkat etmesi gerekir:
�� Önce kendini bilmek ve ortaya koymakla başlanmalıdır.
�� Yapabilme inancı güçlü tutulmalıdır.
�� Yeterlilikler, güçlü ve geliştirilebilir özellikler belirlenmelidir
�� Kendisini ve çevresindekileri yapabileceğine inandırmalıdır.
�� Ulaşılabilir ve gerçekçi standartlar belirleyip yapabileceğinin en iyisini
yapmalıdır.
�� Yapılacak işlerde hazırlık, olabildiğince tamamlanmalıdır.
�� Hedefler hep akılda olmalıdır ve hedeflere ulaşmanın mutluluğu sık sık hayal
edilmelidir.
�� Kişi kendisini, sadece kendisiyle kıyaslamalıdır. Kıyaslamalar yapabilecekleri
ve yaptıklarını değerlendirmek biçiminde olmalıdır.
�� Yapmak istenilen işlere gönülden inanılmalı ve asla vazgeçilmemelidir.
Olabildiğince amaçlara yoğunlaşılmalıdır.
�� Soğukkanlı, kontrollü, derli toplu ve azimli olmak başarıyı getirir.
Kendinizde olan değerleri doğru ölçümleyip hedefinizi iyi belirlemişseniz azim, rahat
ve cesaretle arzularınıza ulaşabilir, başarıyı yakalayabilirsiniz.

kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bireysel Gelişim Bussines Mesleki Gelişim 2 04-11-2010 23:28
Bilkey mesleki eğitim kurumları Tickhi Eğitim Haberleri, Duyuruları ve Tartışmaları 0 11-09-2009 02:55


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:42.


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.2

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30