MeslekForum Mesleki Gelişim Forumu

Go Back   MeslekForum Mesleki Gelişim Forumu > Eğitim - Öğretim / Kişisel Gelişim / Kariyer > Mesleki Gelişim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-11-2010, 23:15   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart Bireysel Gelişim

Bedensel Özellikler
Bireyde bulunan bedensel özellikler, birbirine bağımlı birçok etkenin bir araya
gelmesi ile şekillenir. Bireyin kişiliğinin ve yaşam tarzının belirleyicilerinden birisi olan
bedensel özellikler; anne-babanın taşıdığı genlere, anne karnında geçen yaşam sürecine ve
doğum sonrası etkenlere bağlı olarak değişir, biçimlenir ve kişiye özgü bir hal alır.
Bireyin bedensel özellikleri denildiğinde; kilo, boy, kemik yapısı, kas yapısı, bedenin
oranı, biçimi, duruşu, bedeni oluşturan organ ve sistemlerin yapısı ile dış görünüşünü
etkileyen ten rengi, göz rengi, saç rengi gibi unsurlar akla gelir.

Bedensel gelişimse doğum öncesinden başlayıp 18-20 li yaşlara kadar
insan bedeninde görülen değişim ve olgunlaşma sürecidir. Bireyin bedensel gelişimi, anne karnında başlar. Embriyo dönemi, denilen ilk sekiz hafta içinde organizma yavaş yavaş biçimini almaya başlar. Bu dönemde kalbin oluştuğu ve atmaya başladığı gözlenir. Yedinci aya gelindiğinde bütün organlar yaşamsal görevlerini yapabilecek olgunluğa erişir. Bu süre içerisinde kıkırdak dokular,
kemikler, sinir ve sindirim sistemleri şekillenir.


Resim 1.1: Bireyde bedensel gelişim

Bu dönemde annenin yaşı, fiziksel ve duygusal durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar,
zararlı maddeler, dış çevreden kaynaklı etkenler, bireyin fiziksel gelişimini
etkileyebilmektedir.
Bebeklerin dünyaya geldiklerinde boyları, ortalama 48-53 cm. civarındadır.
Bebeklerin boylarının uzama oranı, ilk yıllarda oldukça yüksektir. İlerleyen yıllarda bu oran
gittikçe düşer. Örneğin bebek dört yaşına geldiğinde, doğumdaki boyunun hemen hemen iki
katına ulaşır. Birey okul çağına geldiğinde boyu ortalama 100-125 cm. Lise, çağına
geldiğinde ise boyu ortalama 148-170 cm. uzunluğuna ulaşır.
Bebek doğumda genel olarak 2500-4500 gr. ağırlıklarındadır. Tıpkı boyca büyümede
olduğu gibi, doğumdan sonra bebeğin ağırlığı da hızla artmaya başlar; fakat iki yaşına doğru
bu hızda, yavaş yavaş azalma gösterir. İki-üç yaş arasında ağırlaşma hızı oldukça azdır. Okul
çağına doğru, yeniden bir hızlanma görülür. Böylece bebek beş aylık iken doğumundaki
ağırlığının iki katına, birinci yaşın sonunda üç katına, iki buçuk yaşında dört katına ulaşır.
Okul çağındaki çocuğun ortalama ağırlığı, 13-26 kg. arası, lise çağında ise 38-66 kg.
arasındadır.
Bebekte dişler 6-8. aylar arasında çıkmaya başlar. İki yaşına kadar dişler tamamlanır.
Bu dişler 6-9 yaşlar arasında düşer ve yerine yenileri gelir. Köpek dişleri ve azı dişlerinin
yenilenmesi 9-13 yaşlarına kadar sürer.
Bebekte kas, kemik ve sinir gelişimleri de zaman içinde olgunlaşır. Hareketler refleks
olarak başlar ve zamanla bilinçli hale gelir.
İlkokul çağlarında, çocuğun büyüme hızında önemli artışlar olmaz; fakat ergenlik
çağına doğru boy uzamasında yeniden bir artış görülür. Bu dönemde kız çocuklarının boy ve
kilolarındaki artış erkek çocuklarından daha hızlıdır. Bunun sebebi, kız çocuklarının ergenlik
dönemine daha erken girmeleridir. Ergenlik çağlarının sonlarına doğru ise erkek çocuklar
yaşıtları olan kız çocuklarıyla aralarındaki boy ve kilo farkını kapatırlar ve ortalama olarak
kız çocuklarından daha uzun ve daha kilolu olarak gelişirler. Gençlerde büyüme yaklaşık 20-
21 yaşlarına kadar devam eder.
Bireyin fiziksel gelişiminde birçok sebeple farklılaşmalar meydana gelir. Hiçbir
bireyin vücut yapısı ve görünüşü tam olarak diğerinin aynısı olamaz. Bu sebeple kişiler
arasındaki boy, kilo vb. fiziksel unsurların farklılığı son derece doğaldır. Kız çocuklarının
ergenlik dönemine erken girmelerinden kaynaklanan gelişmeler, erkek çocuklarında bir iki
yıl daha geç başlar. Dolayısıyla aynı yaştaki kız çocuklarının, yaşıtları olan erkek
çocuklarına oranla daha iri yapılı olmaları, son derece normaldir. Bununla birlikte ergenlik
dönemi, her bireyde aynı anda başlamaz. Bu yüzden kimi çocuklar ergenlik dönemi
gelişmelerini önce yaşarken, kimi çocuklarda bir müddet daha geç yaşayabilirler. Bu da son
derece olağan bir durumdur.
Bu dönemdeki fiziksel gelişimlerin her bireyde bir dönem mutlaka yaşanacağı
unutulmamalı. ve bu değişimler son derece olağan karşılanmalıdır. Çünkü bu süreçten
geçmeyen hiçbir birey yoktur. Yaşıtlarınıza göre daha uzun boylu ya da daha kısa boylu
olmanız normal şartlarda endişelenebilecek bir durum değildir. Zamanı geldiğinde herkes
kendi olağan vücut boyutlarına ulaşacaktır. Fakat oluşacak bu vücut boyutlarının farklılığını
da doğal karşılamak gereklidir. Bireyler ergenlik dönemlerini tamamlayıp olgun bir insan
olduklarında, diğer insanlarla aralarında boy ve kilo farklılıkları mutlaka olacaktır. Çünkü bu
tip gelişmeler; soya çekim, beslenme ve çevre koşulları gibi diğer etkenlere bağlıdır. Bu
sebeple farklılık göstermesi son derece normaldir.
Zihinsel Özellikler
Zihinsel özellikler bireyde gelişen anlama ve yorumlamayla ilgili niteliklerdir. İlkin
son derece sınırlı olan zihinsel faaliyetler, zamanla gelişir ve olgunlaşır. Bireyin bu zihinsel
gelişimi onun hem doğuştan getirdiği özelliklere, hem de çevresiyle etkileşimlerine bağlıdır.


Zihinsel faaliyetler şu süreçleri kapsar:
Algılama; gerek iç, gerekse dış dünyadan edinilen bilgilerin yorumlanması
ve düzenlenmesidir.
Bellek; yaşanılanları, öğrenilenleri ve algılananları, geçmiş ve gelecekle ilişkisini,
bilinçli olarak zihinde saklama gücüdür.
Muhakeme, bilgiyi belirli bir anlam çıkarma ve sonuca varma amacıyla kullanabilme yeteneğidir.
Düşünme; bilgi ve çözümlerin sebep sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilip
yorumlanmasıdır.
Yetenek; bireyin öğrenme, iş yapabilme ve uyum gücüdür

Bireyde kalıtımla gelen temel zihinsel öğeler, bireyin çevre ile etkileşimi sonucu
gelişim ve değişime uğrar. Bu gelişim ve değişim hem bireyin yapısına hem de çevresel
faktörlere bağlı olarak gelişir. Çevre zihinsel faaliyetleri etkilerken, zihnin yapısı da çevrenin
algısını etkiler. Bu nedenle bireylerin zihinsel yapıları arasında farklılıklar oluşur.
Bireylerde zihinsel gelişim, farklı farklı olsa da gelişim sürecinin ortak evrelerinden
söz edilebilir. Birey, dünyaya ilk geldiğinde, zihinsel anlamda pek fazla davranıştan söz
edilemez. İki yaşına kadar zihinsel faaliyetler gelişim içindedir ve kavramsal zekanın
oluşmasının hazırlık evresidir.
İki yaşından sonra gelişen kavramsal zeka kendi içinde dört basamağa ayrılır:
􀂾 İlkel kavramların kazanılması (2-4 yaş arası.)
􀂾 Sezgisel düşünme (4-7 yaş arası.)
􀂾 Somut düşünme (7-11 yaş arası.)
􀂾 Soyut düşünme (11 yaştan sonra.)
Bebeğin ilk iki ay içerisinde gösterdiği faaliyetler, daha çok refleks niteliği
taşımaktadır. Ağlaması, karnını doyurması, refleks hareketlerdir. İlerleyen aylarda bebeğin
çok basit düzeyde hareketleri tekrarlayabildiği ve bunlardan etkilenebildiği gözlemlenir. Bu
özellikler gelişerek, 18-24 aylar arasında çevreyi tanıma ve çevreden gelecek etkiler
hakkında muhakeme yürütmeye başladığı görülür. İkinci yaşın sonlarındaysa bireyde, en
önemli zihinsel değişim gerçekleşir ve çocuk sözel düşünmeye, varlıkları adlarıyla tanımaya
başlar. Dil dediğimiz yeteneği kazanır.
Dil gelişimi; bireyin sözcükleri, sayıları ve simgeleri öğrenmesi ve dil kurallarına göre
kullanması ve bu kullanımının gelişimidir. Dil gelişimi anlamsız sesler çıkarmayla başlar.
Ardından hecelemeler yapılır. Daha sonra ilk basit sözcükler söylenir. Konuşulanları basit
yapıda anlamak ve telaffuz etmenin ardından, sözcük dağarcığı oluşturulur ve artık sözcükler
cümle içinde kullanılmaya başlar. Dört yaşına doğru çocuk, daha karmaşık imgeler kurmaya,
dilde ve düşüncede daha ince noktalara inmeye başlar. Yedi yaşına kadar çocuğun
kavramları, daha çok çevresinde gördüğü nesnelerle ilişkili durumdadır.
İlkokul çağındaki çocuklar, somut düşünme basamağında bulunmaktadırlar. Bu
dönemde çocukların bire bir görmedikleri durum ve nesneleri algılamaları ve yorumlamaları
zordur. 7- 11 yaşları arasında çocukların parça ve bütün kavramını anlamaya başladığı
görülür.
7–11 yaşlarındaki çocuklar nesnelerin yüksekliği, ağırlığı, büyüklüğü, uzunluğu,
kısalığı ve renk farklarını rahatlıkla anlayabilir ve yorumlayabilirler. Fakat soyut düşünme ve
soyut kavramları algılama güçlüğü çekerler.
Birey soyut düşünme basamağına 11 yaşından sonra girer. Bu dönemde nesneyi ve
durumu görmeden de anlayabilir ve yorumlayabilirler. Kendi düşüncelerini eleştirebilir,
düşünceleri üzerinde de düşünmeye başlayabilirler.
Birey 15 yaşına geldiğindeyse artık somut olay ve nesnelere dayanmadan, bağımsız
olarak soyut düşünme yeteneğine tamamen ulaşmıştır. Sorun çözme ve yargılama yetenekleri
gelişmiş, sorgulama ve yeni fikirler üretme artık daha da kolaylaşmıştır.

kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-11-2010, 23:24   #2 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart

Ruhsal Özellikler
Bireyin; etkiye en açık öğrenme, olgunlaşma yoluyla şekillenen ve en çok şahsına
özgü niteliklerinden olan ruhsal özellikler, bütün bu sebeplerden dolayıda, üzerinde kesin
konuşulması güç olan bir alandır.
Her bireyin ruhsal özellikleri, diğerlerine göre farklıdır; fakat bireyler, bu özelliklerini
oluşturan duyguları nispeten ortak yaşarlar. Bireylerin diğer insanlarla örtüşen yanları
duygularıdır. Bu duyguların oluşturduğu bütün, her birey için tektir ve kimse kimsenin tıpa
tıp aynısı değildir.
Bireyin ruhsal özelliklerinin oluştuğu esas dönem, okul öncesi çağdır. Bu dönemde
temel kişilik özellikleri gelişir. Bu yüzden bireyin eğitimindeki en önemli dönem, okul
öncesi yaşlardır.
Duygular, birey dünyaya geldiği andan itibaren gözlemlenebilir. Bebeğin genel
davranışlarına bakılarak memnun olup olmadığı gözlenebilir. Bebek büyüdükçe hem
duygusal davranışlarının türü, hem de nedenleri belli olmaya başlar. Bebek doğumdan sonra
ilk tepkilerini ağlayarak gösterir. Altı ıslandığında, üşüdüğünde, canı yandığında, acıktığında
ağlayarak durumunu belli eder.
Okul öncesi çağı, çocuğun bütün duygu türlerinin ortaya çıktığı çağdır. Öfke,
kıskançlık, nefret, hoşgörü, sevgi, paylaşım vb. duygular bu çağda belirir. Bu sebeple, bu
çağda ailenin tutumu büyük önem taşır. Çocuk ailesinden ve yakın çevresinden gördüğü
tepkilere karşılık, duygularını biçimlendirir. Örneğin çocuk öfke gösterisiyle istediklerini
elde etmeyi öğrenirse, bu tavrın çocukta yerleşmeye başladığı görülür. Sevmediği bir işin
yapılması kendisinden istendiğinde, çocuğun öfkesi dikkate alınarak bundan vazgeçilirse bir
dahaki seferde çocuğun yine öfkeyle karşı koyduğu görülür. Ayrıca aile tepkileri, diğer
ruhsal özelliklerinde şekillenmesine neden olur. Korku, kıskançlık vb. gibi özellikler de aile
tutumlar sonucu şekillenir.
İki üç yaşına gelindiğindeyse çocuğun soru sorma çağı başlar. Çocuk kendisine yeni gelen her şeyin ne
olduğunu, nasıl olduğunu sürekli sorgular. Yine bu dönem dikkat ve özen isteyen bir dönemdir. Çocuğun sorduğu sorular özenle cevaplanmazsa, çocukta yanlış bilgiler kalıcı etkiler bırakabilir. Ya da sorduğu sorulara karşı alınan tavır olumsuz olursa, çocukta öğrenme arzusu körelebilir.


Bu yaşlarda çocuk yeterli düzeyde sevgiyi bulamazsa içine kapanık bir kişilik sergiler.
Bunun aksine çok abartılı sevgi gösterilirse, çocuk hırçın ve kendini beğenmiş tavırlar
sergileyebilir.
İlkokul çağına gelindiğinde genelde, çocukta belirginleşen aşırı ruhsal durum
göstergeleri normale dönmeye başlar. Çok kıskanç ya da bencil olan çocuk daha ılımlı bir
karakter sergilemeye başlar. Bu dönem, çocukta ruhsal olgunluğun başladığı dönemdir.
Okul çağında çocuğun genişleyen çevresi ve yeni ortamlar, onun kendi dünyasından
sıyrılıp diğer insanların dünyasına adım atmasına neden olur. Bu sebeple çocukta
sosyalleşme ve duygusal olgunluk da gelişmeye başlar.
Bu dönemde görülen bir diğer değişiklikse çocuğun kendi kendine kurduğu korku
dünyasından uzaklaşmasıdır. Çocuk korkularından biraz daha sıyrılıp sakinleşmeye başlar.
Zamanla imgelerine dayalı korkular, iyice azalır. Çocuk karanlık, yangın, kaza, hayvanların
zarar vermesi gibi korkulardan sıyrılırken daha çok arkadaşları arasında sevilme, beğenilme
gibi kaygılarla uğraşır.
İlkokul çağında çocuk; daha çok arkadaşlarını, onların şakalarını, oyunlarını, hatalarını
veya gülünç yönlerini, başarılarını ve sevgilerini önemsemeye başlar.
Yaşı ilerleyip çocuk ergenliğe adım attığında, çocukta akranları arasında olma ve
onlarla birlikte hareket etme arzusu da artar. Bununla birlikte kimi utangaçlıkları da daha
etkili yaşar. Bu utangaçlığı onun beceriksizleşmesine, kendini beğenmelerini istediği
kişilerin bulunduğu yerlerden kaçmasına ya da bu gibi ortamlarda sıkılmasına neden olur.
Bu dönemde gencin gösterdiği sevgi ve sevmeme tepkileri de aşırıdır. Sevdiklerine
çok bağlıdır. Sevmediklerindense uzak durmaya çalışır. Bu aşırılık durumu, gencin son
ergenlik dönemine doğru normale döner. Ergenlik dönemlerinde gençlerin ilgileri, kendi
bedenlerindeki değişimlere ve karşı cinse yönelir. Bununla birlikte toplumdaki olaylarla
ilgilenme bilgi ve düşüncelerini geliştirme çabası da bu dönemde yoğunlaşır.
Kendini Tanıma
Kendini tanıma çabası, sanıldığı kadar kolay olmayan bir süreçtir. İnsan çoğu zaman
kendini adlandıramadığı ve tanımlayamadığı duygular veya tutumlar içerisinde bulabilir. Bu
nedenle kendini tanıma çabasına daha temel yaklaşımlar getirmekte fayda vardır.
Kendini tanıma çabası içerisinde olan kişi, önce birey olarak kendisini
değerlendirmekle değil; varlık olarak insan kavramını ele almakla işe başlamalıdır. Yani
insan, kendi bireysel dünyasını görmeye çalışmadan önce insan olarak evrendeki yerini
değerlendirmelidir.
O halde nedir evren? İnsanlığın bugünkü bilgi düzeyiyle tanımlayabildiği evren,
ifadenin yetersiz kalacağı kadar büyük ve sonsuz bir varlık düzeyidir. Trilyonlarca gök cismi
ve bunların akıl almaz sonsuzlukta uyumudur. Gök taşları, gezegenler, yıldızlar, yıldız
sistemleri, galaksiler ve bunların bir araya gelerek oluşturduğu uçsuz bucaksız bir bütündür.


Resim 1.4: Varlık düşüncesi

Bu insan aklının algılamakta zorlanacağı uçsuz bucaksız büyüklük içerisinde ufacık
bir gezegendir dünya.
Peki bu ufacık dediğimiz dünya, evrenin içerisinde bir parça olarak görülmeyip kendi
bütünlüğü içerisinde değerlendirilirse? O zaman dünya da koskocaman bir varlık âlemidir.
Denizleri, dağları, kuşları, bitkileri ve saymakla bitmeyecek varlıklar topluluğuyla, o da eşsiz
ve benzersiz bir bütündür.
Peki o halde esas soru nedir? Neden bütün bunlar dile getirildi? Esas soru, bu
inanılmaz güzellikteki varlık aleminin nasıl değerlendirileceğidir? Bu sorunun en güzel
cevabı; bütün bu inanılmaz ve sayısız güzelliklerin tek sebebinin insan oluşudur.


Resim 1.5: Varlık alemi ve insanın yeri


Resim 1.6: Dünyaya bakarken

Yani insan yoksa bütün bu sonsuzluk da yok ve anlamsız demektir. Kısaca insan o
kadar değerli ve kıymetlidir ki, bunca özen sadece onun yaşamasını sağlamak için var
olmuştur.
Kendini tanıma yolundaki insan; kendisine ait herhangi bir bireysel özelliği ele
almadan önce, bu gerçekliği kavramalıdır. Kendisini hangi düzeyde değerlendirirse
değerlendirsin, hiç fark etmez, insan olduğu için son derece kıymetli ve eşsizdir. Her bireyin
sadece insan olma vasfı, ona bu değeri ve güzelliği katmaktadır. Bu, sadece yaşaması için
sunulan hazinenin büyüklüğünden bile kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
O halde ilk ilke şudur; insan değerlidir ve siz, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan,
sadece insan olduğunuz için bu değeri zaten hak ediyorsunuz. Yani herkes gibi siz de biricik
ve eşsizsiniz. Her türlü özen ve güzelliği fazlasıyla hak ediyorsunuz.
Kişisel gelişim süreciniz için atılacak ilk adım, kendi kıymetinizin farkında olmaktır.
Ruhsal, zihinsel ve bedensel anlamda kendinizi değerlendirmeye tabi tutarken, bu gerçek
asla göz ardı edilmemelidir. Kişi, kendisini ve çevresindekileri hak ettikleri değer içerisinde
görmelidir.

KENDİNİZİ NASIL DÜŞÜNÜYORSANIZ ÖYLESİNİZ. ÖNCE DÜŞÜNCELERİNİZİ DEĞİŞTİRMELİSİNİZ.

Bundan sonra gelecek olan aşama, kişinin kendisi ile kuracağı olumlu diyalogdur.
Zihinsel, bedensel veya ruhsal özelliklerinizi değerlendirirken, yargılama değil algılama
çabası içerisinde olmaktır. Gerçek şu ki, en başta fiziksel özellikler olmak üzere diğer
özelliklerin oluşumunda insanın kendi emeği yok denecek kadar azdır. Ne esmer veya sarışın
olmak, ne de iri ya da zayıf olmak bireyin kendi elinde değildir. Onun oluşumunu
şekillendiren, sonsuz etken söz konusudur. Hiç tanımadığımız atalarımızdan gelen genler,
aile, çevre, beslenme vb. birçok faktörün bir araya gelerek oluşturduğu bir sonuçtur fiziki
özelliklerimiz. Bu nedenle kişi kendisini herhangi bir niteliğinden dolayı yargılamayı, hele
hele olumsuz yargılamayı değil kendi niteliklerini değerlendirmeyi tercih etmelidir.
Kendisinde var olan özelliklerle işe başlayıp, onları kendi yaşantısı içerisinde nasıl daha
iyiye götürebileceğini anlamaya çalışmalıdır.
Bu aşamada gerekli olan, her insanın mutlaka üstün ve zayıf yönleri olduğu gerçeğini
hoşgörüyle karşılayabilmektir. Hiç kimse, kimseden her anlamda üstün değildir. Her insanın
bir başkasına göre daha iyi olduğu ya da daha zayıf olduğu yönleri vardır. Asıl olan bireyin
bu anlayışla kendisinde bulunan iyi özellikleri daha da geliştirip, zayıf yönlerini
güçlendirmek için çabalamasıdır. Bu noktada yapılacak en kötü tercih, kayıtsız ve çabasız
kalmaktır. Yani bireyin zayıf yönlerinin verdiği eziklik duygusunu kabullenmesi, ya da güçlü
yönlerini geliştirme çabası içerisine girmemesidir.
Her insan kendisinde bulunan nitelikleri işleyip-geliştirmek ve insan olmanın hakkını
vermekle yükümlüdür. İnsanın insan olarak sahip olduğu değer bunu gerektirir. Bu da ikinci
aşamadır ki; birey insan olma onurunu yaşatabilmelidir. Bu iki temel nokta, yeterince
algılanabilirse kişisel gelişim ve değişim süreci doğal olarak başlayacaktır. Çünkü insan
kendi kıymetini algılayabilecek ve daha iyi bir insan olma çabasının zorunluluğunu
görecektir.
Gelişim sürecinin başarısı hoşgörü ve olgunlukta yatar. Burada kastedilen bireyin
kendisine yönelik hoşgörüsü ve olgunluğudur. Yani kişinin hataları ya da eksikliklerini
olgunlukla karşılayabilmesidir. Hiçbir birey hatada ve eksiklikte yalnız değildir. Her insanın
yetemediği yetişemediği durumlar söz konusudur. Bu nedenle hatalar ya da eksiklikler
bireyin önünde aşılmaz bir dağ oluşturmamalıdır. Kişi bu yetersizliklere takılıp
kalmamalıdır. Birey eksikliklerini olgunluk ve hoşgörü içerisinde yeniden şekillendirip, daha
iyiye yönlendirmesi gerektiğini unutmamalıdır. Varlıklarını kabul edip onları güzele ve iyiye
doğru işlemelidir. Yoksa hoşgörü ve olgunluktan kasıt, hatayı ve eksikliği kabullenip
kalmak, hele hele onları değişmez süreçler olarak görmek değildir.

kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-11-2010, 23:28   #3 (permalink)
Kullanıcı Profili
Senior Member
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Üye No : 5
Mesajlar: 132
Standart

GÜÇLÜ OLAN, ZAYIF YANINI HERKESTEN İYİ BİLENDİR.

DAHA GÜÇLÜ OLAN İSE ZAYIF YANLARINA HÜKMEDEBİLENDİR.


Kişi üstün ya da zayıf yönlerini bu bakışla tespit etmeye çalışmalıdır. Her iki niteliğin
de doğal olduğunu içselleştirerek, eksiği iyiye ve güzele, iyi ve güzeli de daha iyi ve daha
güzele doğru geliştirme çabası içerisinde olmalıdır.
Yukarıda verilen bakış açısından sonra kendini tanıma konusu ele alınabilir.
Tanınan ve bilinen bir çevrede bir yerden başka bir yere gitmek, yabancı olduğunuz
bir yerde, bir yerden başka bir yere gitmekten çok daha kolay ve zahmetsizdir. Bilmek ve
tanımak, yeterlilikleri ve eksiklikleri gözlemleyebilmek, amaç ve hedeflere ulaşma
aşamasının olmazsa olmaz kuraldır.
Kişinin kendisini olabildiğince iyi tanıması kendisiyle ilgili alacağı kararların başarılı
olmasında temel unsurdur. Kişi kendisini tanımak kaydıyla ancak yapabileceklerinin doğru
bir biçimini oluşturabilir.


Resim 1.7: Alınan kararlar kişinin kapasitesiyle uyumlu olmalıdır

Nasıl ki bardakların alabilecekleri su miktarları şekil ve büyüklüklerine bağlıysa ve
konacak su miktarı bu ölçülere göre belirlenirse, insan da ancak kendi ölçüleri dahilindeki
sorumlulukları ve hedefleri başarabilir. Bunun içinse yapılması gereken, mümkün olduğunca
kişinin kendisini tanıyabilmesi, üstün ve güçsüz yanlarını belirleyebilmesidir. Kişi üstün
yanlarını belirleyebilirse, bu özelliklerini daha fazla geliştirebilir ve beklentilerini daha üst
düzeyde elde edebilir.

Eğer birey eksik yanlarını görebilirse, bunların getireceği olumsuzluklardan
sakınabilir ve eksikliklerini gidererek, bu olumsuz özelliklerini daha olumluya çevirebilir.
İşte bütün bu çabaların sonuca ulaşabilmesi, kişinin kendisini olabildiğince iyi
tanımasıyla mümkündür.
Kendini tanımak; neyi sevip neyi sevmediğini bilmek, güçlü ve zayıf yönlerini
görebilmek, kendi sınırlılıklarını ve yapabileceklerini bilmek, rolünün ve sorumluluklarının
farkında olabilmektir.
Kişinin kendisini, en iyi kendisi tanıyabilir. Bu sebeple aşağıda size yardımcı
olabilecek bir dizi ip uçları verilmiştir. Mümkün olduğunca aşağıda verilen bilgilere uygun
olarak kendinizi tanımlayınız. Elinizden geldiği kadar bu işe vakit ayrınız ve mutlaka
yazarak düşünmeye çalışınız.
�� Kendinizle ilgili olumlu özelliklerinizi düşünün. En çok hangi özelliğinizi
beğeniyorsunuz?
�� Kendinizde beğenmediğiniz özellikler nelerdir? Bunlar en çok hangi
zamanlarda ortaya çıkar? Beğenmediğiniz özelliklerinizi değiştirmek için neler
yapabilirsiniz?
�� Başka insanlarda beğenmediğiniz özellikler nelerdir?
�� Başkaları sizi nasıl tanımlar? Örneğin arkadaşlarınız, akrabalarınız,
komşularınız, öğretmenleriniz sizin nasıl bir insan olduğunuzu düşünürler?
�� Başkalarının sizi nasıl tanımasını isterdiniz? Her insanın diğerlerine göre iyi
yaptığı ve diğerlerine göre daha kötü yaptığı bir şeyler vardır. Sizin güçlü ve
zayıf olduğunuz yanlarınız nelerdir?
�� Her insanın dürüstlük, arkadaşlık, açık sözlü olma, saygılı olma, çevreyi
koruma gibi bazı değerleri vardır. Her insanın öncelik verdiği değerler değişik
olabilir. Sizin öncelik verdiğiniz değerler nelerdir?
�� Bundan 15-20 yıl sonra nasıl bir insan olmak istediğinizi düşünün. Nerede,
kimlerle yaşamak istediğinizi, ne iş yaptığınızı hayal edin. Bunları
gerçekleştirebilmek için nelere ihtiyacınız olduğunu saptamaya çalışın.
Kendinizle ilgili değiştirmeniz, geliştirmeniz, öğrenmeniz gereken şeyler
nelerdir? Bunları bulmaya çalışın?
�� Her insanın çeşitli rolleri ve bu rollerin yerine getirilmesi gereken
sorumlulukları vardır. Örneğin anne rolü, öğrenci rolü, çalışan rolü, kardeş rolü,
arkadaş rolü vb. Sizin rolleriniz nelerdir? Her bir rolünüz için ne gibi
sorumluluklarınız var? Belirlemeye çalışın.
Kendini Geliştirme
Gelişim, belirli bir duruma doğru gerçekleşen değişim sürecidir. Kendini
geliştirmekse; insanın olmak istediği ve belirlediği bir kişisel durumu elde etmek için
gerçekleştirdiği değişim sürecidir. Başka bir deyişle kişisel gelişim, olmak istenilen yere
varma çabasıdır.

Görüldüğü üzere kişisel gelişim için önce olmak istemek ve olunmak istenilen yeri
(durumu-yapıyı) belirlemek gerekmektedir. Ne istendiği önceden belirlenmelidir.

Kişinin ne istediğini belirlemesi çok önemli ve güç bir iştir. Bu nedenle kişi hedefini belirlerken, hedefe ulaştığında elde edeceği sonuçları tüm detaylarıyla incelemelidir. Eğer hedef doğru olarak belirlenmezse, büyük ihtimalle zaman içerisinde o hedeften vazgeçilecek ya da hedefe ulaşıldığında
istenilen mutluluk yakalanamayacaktır. Her iki durum da ciddi kayıp demektir.

İnsan hayatında hedef belirleme çabasının önemi çok iyi anlaşılmalıdır. Hedef
olmadan ne bir yere varılabilir, ne de bir sonuç elde edilebilir. Bu da çok değerli olan insan
ömrü için göze alınabilecek bir durum değildir. Gelişim, hedefsiz imkânsızdır.

AMAÇLANANDAN DAHA YÜKSEĞE VARILAMAZ.

Hedef belirlemede kolaylık sağlayacak bazı noktalara değinmek faydalı olacaktır. İlk
aşama kendini olabildiğince tanımak, yapabileceklerinin-gücünün farkında olmak ve
istemektir.

Kendini anlayabilme ve gelişme arzusu ile başlanan süreç içerisinde hedef belirlerken,
olumlu olunmalıdır. Olumluluk derken iki şey anlatılmak istenmektedir. Birincisi, hayata ve
kendinize olumlu yönlerinizden bakabilmektir. İkincisiyse, hedef için oluşturulacak cümle ya
da düşüncenin olumlu kurulmasıdır. Olumsuz cümlelerle hedef belirlenemez. Kişi olumsuz
cümlelerle harekete geçemez. Örnek verecek olursak, “başarısız olmak istemiyorum.” hedef
belirlemekte kişiye yardımcı olamaz. Ancak olumlu kurulacak cümleler zihni harekete
geçirebilir ve düşünce üretebilir. “Başarılı olmak istiyorum.” Gibi. Olumlu bir cümle,
düşünce üretimine daha çok olanak sağlar.

Başarısız olmak istemiyorum” cümlesi zihinde bir hareketlilik yaratmazken, “Başarılı olmak istiyorum” cümlesi hemen ardı ardına yeni sorular getirir. “Hangi konuda başarılı olmak, ne kadar başarılı olmak, ne için başarılı olmak” vb. Hedef belirlerken olumlu olmak, elbetteki yeterli değildir. Bu başlangıç aşamasıdır. Hedef belirlerken “ Bu hedefin benim için anlamı ne? Ben bunu gerçekten istiyor muyum? Bu hedef gerçekleşirse ne olur?” gibi soruların da sorulması gerekir.

Hedef belirlenirken hedefin tüm detayıyla ve net olarak ortaya konması gerekir.
“Başarılı olmayı istemek” yeterli ve net bir cümle değildir. Nerede, hangi alanda başarı
istenildiği açıkça ifade edilmelidir. Netlikle beraber, hedefin ölçülebilir bir düzeyi de
olmalıdır. “Ne kadar başarılı olmak” istendiği ortaya konmalıdır. Bu hedefe ölçülebilirlik
kazandırır. Ölçülemeyecek nitelikteki hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı anlaşılamaz. Demek ki
hedef, aynı zamanda ulaşılabilir olmalıdır. Ulaşılamayacak hedef gerçekçi değildir. Hedefin
gerçekçi olması gerekir.
Bu basamaklara uyularak kurulmuş bir hedef cümlesi, kişiyi sonuca ulaştırabilir,
değişimi sağlayabilir. Fakat belirlenen hedefin zaman ve koşullar açısından da
değerlendirilmesi gerekir. Hedef için doğru zaman olup olmadığı, yeterli kaynakların var
olup olmadığı gözden geçirilmelidir.
Hedefe ulaşıldığı anın zihinde canlandırılması, hayal edilmesi de önemlidir. Hedefe
ulaşıldığında hissedilecek duygu ve düşünceler yeterince hissedilebilmelidir ki gerçekten
hedefe ulaşıldığında bir hayal kırıklığı oluşmasın.
Hedefin belirlenmesi, gelişim sürecini zaten başlatmış olacaktır. Bu aşamadan sonrası
düşünceleri eyleme geçirmekle olacaktır.
Hedefler küçük ya da büyük olabilir. Önemli olan sizi, varmak istediğiniz noktaya
taşıyabilmesidir. Bir asıl hedef ve buna bağlı alt hedefler de oluşturulabilir.

kaynak : MEGEP | Kişisel Gelişim
Bussines isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:41.


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.2

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30